Tekkenin vakfiyesi, bânînin damadı ve halefi Amasyalı Şeyh Ubeydullah Efendi tarafından düzenlenmiştir.
Tekke, 1868’den itibaren Halvetiyye’nin Şâbâniyye koluna intikal etmiştir.
1905’te harap durumdayken Mahmud Sırrı Paşa, tevhidhâne ve türbeyi kâgire çevirterek tekkeyi yeniden ihya ettirmiştir.
1925’ten sonra tekke işlevi sona ermiş; yapı metruk kalmış ve zamanla yeniden harap olmuştur.
1976’da tevhidhânesi cami olarak kullanılmak üzere çevre sakinlerince tamir edilmiştir; bu süreçte minare ve şadırvan gibi ilâveler yapılmış, meşruta bölümü ortadan kalkmıştır.
Öne Çıkan Özellikleri:
Tekke, Mehmed Atâullah Efendi Tekkesi, Şeyh Atâ Efendi Tekkesi, Ubeydullah Efendi Tekkesi ve Ahmed Lütfi Efendi Tekkesi adlarıyla da kaydedilmiştir.
Tekke, tarihî kayıtlarda Kanlıca’dan Kavacık ve Göztepe’ye giden eski dağ yolu güzergâhı üzerinde konumlanır.
Tevhidhâne, türbe ve harem-selâmlık bölümleri Mihrâbad Caddesi boyunca tek bir kitle halinde sıralanır; yapının kütlesi tuğla hatıllı moloz taş duvar ve kiremit örtülü ahşap çatılarla tarif edilir.
Tevhidhâne sekizgen planlıdır; basit yarım daire mihrap ve yuvarlak kemerli pencerelerle tanımlanır; tevhidhâneden türbeye kapı ve pencere açıklığı verilir.
Harem-selâmlık üst katındaki çıkma, tuğla payelerle birlikte “art nouveau” üslûbunda döküm iki sütunla ilişkilendirilir; bu ayrıntı, tekke yapılarında dönemin üslup çeşitliliğini görünür kılan ayırt edici bir unsurdur.
Hazirede geç devir Osmanlı mezar tasarımı açısından önem taşıyan taşların bulunduğu belirtilir.