Yapımından Sonraki Değişiklikler
Medresenin de içinde bulunduğu külliye, 1648 ve 1763 depremleri ile 1782 ve 1918 yangınları gibi İstanbul'un büyük afetlerinden ciddi şekilde etkilenmiştir.
1918 Cibali-Fatih yangını ardından uzun süre bakımsız kalan medrese, 1960'lara kadar malzeme deposu olarak kullanılmıştır.
1976'da yapılan kısmî restorasyon çalışmaları ardından yeniden kullanıma açılmıştır.
1991 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla bugünkü halini almıştır.
Öne Çıkan Özellikler
Cami, medrese, kütüphane, dârülkurrâ, sebil, çeşme ve türbeden oluşan bir külliyenin eğitim yapısıdır.
Günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı bir Kuran kursu olarak kullanılan medrese 15 odalıdır, avlunun üç tarafında odalar ve odaların önünde sütunlu revak düzeni vardır.
Medresenin banisi Hadım Hafız Ahmed Paşa, tarihte sıkça Sultan IV. Murad dönemi sadrazamlarından Müezzinzâde Hafız Ahmed Paşa (1564-1632) ile karşılaştırılsa da ikisi farklı kişilerdir.
Sultan III. Mehmed devrinde Sadrazam Vekilliği gibi önemli devlet görevlerinde bulunan Hadım Hafız Ahmed Paşa'nın türbesi külliyenin bitişiğinde bulunmaktadır.
Fatih Sultan Mehmed'in Fatih Camii'ne çok yakın bir konuma cami yaptırdığı için kendisini azarladığı ve boynunu vurdurduğu rüyasını gören Hadım Hafız Ahmed Paşa'nın rüyadan 70 gün sonra vefat ettiği ve toprağa verilirken mezar kenarından kopan bir taşın başını kestiği İstanbul folklöründe önemli bir yer tutar.
Fransız şarkiyatçısı Antonie Galland 14 Kasım 1672 tarihinde ziyaret ettiği Hafız Ahmed Paşa Külliyesi Kütüphanesi'nde içinde çok değerli yazma eserlerin bulunduğunu anlatır.

