Özgün işleviyle kullanıldığını gösteren son belgenin 1852-1853 tarihini taşıdığı; bu tarihten sonra bir süre terk edildiği belirtilmiştir.
Aralık 1918’de yangın mağdurlarının barınması için kullanılmıştır.
1928’de medrese biriminin İstanbul Vilayeti Daimî Encümeni tarafından kiraya verilmek istendiği belirtilmiştir.
1944-1945 yıllarında köklü bir onarım geçirdiği; 1946’dan itibaren doğum hastanesi/doğum ve çocuk bakımevi işleviyle uzun süre kullanıldığı kaydedilmiştir.
1946’daki hastaneye dönüştürme sürecinde pek çok özgün detayla birlikte plan şemasının da büyük ölçüde değiştiği; bu nedenle yapının ilk hâline dair restitüsyon denemelerinin tartışmalı olduğu belirtilmiştir.
Günümüzde Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi’ne bağlı bir kullanım içinde değerlendirildiği ifade edilmiştir.
Öne Çıkan Özellikleri:
Süleymaniye Külliyesi’nde tıp eğitimi için ihtisaslaşmış bir birimdir; Osmanlı döneminde bu ölçekte ayrı bir tıp medresesi örneği olarak öne çıkar.
Vakfiyeye göre kadrosunda bir müderris, bir muîd, sekiz dânişmend, bir noktacı, bir bevvap ve bir ferraş bulunduğu belirtilir.
Külliye yerleşiminde Tıp Medresesi ile dârüşşifânın karşı karşıya konumlandırıldığı; dârüşşifânın tıp medresesi için uygulama/eğitim hastanesi niteliği taşıdığı ifade edilir.
Caminin batısında, Sânî Medrese’nin kuzeyinde odalardan oluşan bir sıra olarak kurgulandığı; odaların önünde revakların bulunduğunun tahmin edildiği belirtilir.
Yapının altında, arazinin eğiminden kazanılan ve “Tiryaki Çarşısı” adıyla bilinen tonoz örtülü dükkân sırası bulunduğu kaydedilir.
Dârül’akâkîr (ilaç deposu) biriminin varlığının bilindiği; ayrıca arka bölümdeki geniş bahçenin tıbbî bitki üretimiyle ilişkili olabileceği değerlendirilmiştir.