Tekke faaliyetlerinin 1925’te sona ermesiyle yapı grubu uzun süre bakımsız kalmış; tevhidhâne olarak kullanılan kâgir bölümün işlevi zayıflamıştır.
1958’de, resmî izin süreci yürütülerek tevhidhâne birimleri birleştirilmiş; minare ve son cemaat yeri eklenmesiyle yapı cami işlevine dönüştürülmüştür.
1960’larda caminin ibadete elverişli hâle getirilmesi için onarım ve düzenlemeler yapılmış; minare betonarme olarak yenilenmiş/yeniden yapılmıştır (tek şerefeli).
1992’de çevre düzeni kapsamında avlu duvarının kuzey bölümünde müdahale yapılmış; bu süreçte duvarla ilişkili bazı unsurlar ortadan kalkmıştır.
Öne Çıkan Özellikleri:
Yapı, kâgir duvarlı ve kare planlı bir ibadet mekânı olarak tarif edilir; üst örtüde yarım kubbe etkisi veren bir düzenin ve kiremit kaplı bir çatının öne çıktığı belirtilir.
Harimde mihrap duvar içinde oyularak düzenlenmiş; minber ve vaaz kürsüsü ahşap elemanlar olarak tanımlanmıştır.
Kadınlar mahfili, son cemaatle ilişkili bir geçiş kurgusu içinde, yapının çağdaş müdahalelerle biçimlenen iç mekân katmanını oluşturur.
Pencere açıklıkları, harimde yönlere göre farklı sayıda düzenlenmiş olup iç mekânın aydınlatma kurgusu bu dağılımla okunur.
Tekke alanı içinde yer alması nedeniyle cami, geniş bir avlu/hazire ile birlikte düşünülür; bu avlu düzeni, ibadet mekânını tek başına bir yapı olmaktan çıkarıp “avlu + mezarlık + ibadet” bütününe dönüştüren güçlü bir mimari çerçeve oluşturur.
İstanbul’daki Hâlidîlik tarihinin erken merkezlerinden biri olması, yapının mimarisini tekke programı (tevhidhâne–harem/selâmlık vb.) ile ilişkili okumayı mümkün kılan tarihî bir arka plan sunar.